4 Mart 2010 Perşembe

DÜNYADA ÇOK YAKINDA ALLAH İNANCI VE ALLAH SEVGİSİ HAKİM OLACAK

ADNAN OKTAR: Burada imtihan oluyoruz biz, güzel bir imtihandan geçiyoruz ama şefkat ve sevgiyi, barışı ve kardeşliği esas alırsak Allah dünyayı bize cennete çevirecek inşaAllah, daha önce cehenneme çevirmişti Allah, ırkçılığı esas aldıkları için, ateizmi, materyalizmi, Darwinizm’i esas aldıkları için. 1.Dünya Harbi’ni, 2.nci Dünya Harbi’ni insanlar gördüler ve muazzam bir şiddet ve acı gördüler. Demek ki materyalizm, Darwinizm, ateizm insanlara bunu getiriyor. Şimdi Darwinizm yıkıldı, ateizm yıkıldı, yaratılış inancı hakim oldu, Allah inancı ve Allah sevgisi hakim oluyor, bakın dünyaya dikkat edin gittikçe cennete dönmeye başladı dünya. Bereket arttı, bolluk arttı ama bir yerde bir yanlışlık yapılırsa Allah hemen oranın gücünü kırıyor, dikkat ederseniz. Kim vicdanında bir bozukluk meydana getirirse, kim insanlara acı çektirirse Allah oranın gücünü kırıyor. Kim huzur ve sevgiyi vaat ederse ve bunu yaşarsa Allah oraya bereket ve bolluk veriyor. Ama gelecek çok çok güzel Elhamdülillah. Çok iyi günler göreceğiz inşaAllah.


http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/15098/DUNYADA_COK_YAKINDA_ALLAH_INANCI_VE_ALLAH_SEVGISI_HAKIM_OLACAK

GÜNÜMÜZ TOPLUMUNDAKİ ROMANTİK SEVGİ ANLAYIŞI


ADNAN OKTAR’IN TEMPO TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(10 Mart 2009)
ADNAN OKTAR: Romantik demek, gerçekçi olmamak demektir. Kız–erkek ilişkilerinde de biz bunu görüyoruz. Kız çocukları daha akıllı ve daha gerçekçidirler. Aslında kızlar romantik bilinirler ama erkekler romantik oluyorlar. Kızlar da birçoğu için diyorum ve yahut belirli bir kesimi için, deliyle uğraşır gibi onlarla uğraşıyorlar. Ağlıyor koskoca herif, böyle sakallı bıyıklı herif. Gidiyor ağlıyor, diz çöküyor, yalvarıyor, mektup yazıyor, mum yakıp oturuyor. Yani, deli gibi böyle çok ilkel hareketler. Mektup yazıyor, mektubun kenarını yakıyor, gözyaşımla ıslandı diyor; koskoca herif artık öyle diyeyim. İnsan ne diyeceğini şaşırıyor. Boyundan adam asılır, fakat akıl mercimek kadar kalmış. Halbuki insan samimi ve candandır. Bir kere insan yüzüne baktın mı gerçek yüzü olması lazım, gerçek sesi, gerçek konuşması, gerçek bakışı, gerçek fikri olması lazım. Koskoca adam, böyle sanki 1940’larda çevrilmiş film gibi ilginç bir moda giriyor. Hareketler yavaşlamış, tavırlar değişik, bakışları değişik, her şeyi yapmacık, ses tonu yapmacık, acındırmaya çalışıyor kendini. Garip hareketler, yağmurun altında geziniyor, yağmur yağıyor tepesinden böyle, psikopat havasında.
ADNAN OKTAR: Kadınlar tabiri caizse onu parmağına takıp oynatıyor böyle. Mesela, otur otur, kalk kalk. Ne derse onu yapıyor. Çok zavallıca ve akılsızca; kadın onun akılsızlığını görünce daha da nefret edip daha da kinleniyor. Daha da onu ezmeye başlıyor, ezdikçe o daha da duygusallaşıyor. Kadın gibi ağlamaya başlıyor, tam bir rezilliktir gidiyor. Kadın orada onu ezen, aşağılayan, onu yönlendiren, onu hiç haline koyan bir konuma gelmiş oluyor. O da kişiliğini tamamen kaybediyor. Ben bunu söylerken toplumda bunu gayrimeşru olarak yapan kesimlerde meydana gelen; Allah’ın onlara bela olarak getirdiği sistemi anlatıyorum. Yoksa mümin bir kadın zaten böyle rezil konumlara düşmez, Müslüman bir erkek de böyle rezil durumlara zaten düşmez. Derin bir saygı, derin bir sevgi, müthiş bir değer verme ve gerçek yüzüyle konuşma vardır. Gerçek kişiliğiyle konuşma vardır, yani akıllar karşılaşır orada, iki güzel akıl birbirini derin sever ve derin bağlanır. Bu vakalarda biri romantik, öbürü de onu yönlendiren ve o deli dünyanın içerisine sokan konumunda olmuş oluyor. Allah onları ezmiş oluyor ve gerçek sevgiyi de tadamıyorlar. Fakat müminler helale harama dikkat eder, ölçüye de dikkat ederler. Birbirine olan saygıya da dikkat ederler. Dolayısıyla, birçoğu flört adı altında zina ediyor, gayri meşru ilişkiye giriyor. Öyle şey olmaz. Mümin, Ehl-i sünnet inancındaki çizgiye dikkat ederek hareket edecek İnşaAllah. Çizgi demeyeyim Allah affetsin, ölçülere dikkat ederek hareket edecek. 
ADNAN OKTAR’IN EKİN TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(19 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR: Romantizm mantıklı olmayı ortadan kaldırıyor. Tutarlı konuşmayı ortadan kaldırır. Mesela, bir insan bir kadınla beraberse ona romantik hareketler yapması, romantizme uygun hareketler yapması onu otomatik yapmacıklığa sürükleyecektir. Kadınların da en nefret ettiği şey yapmacıklıktır. Erkek olsun kadın olsun, insanlar yapmacıklıktan hoşlanmaz. Doğal ve tabi insan çok etkileyicidir. Bir kadını en etkileyecek şey karşıdaki insanın dürüstlüğü, samimiyeti, Allah’tan korkusu, güvenilir olması, dengeli ve akıllı olmasıdır, romantikliği aklı başında bir kadını nefret ettirir, kızdırır hatta. Rahatsız olur öyle bir insandan. Ama akıllı bir insan, tutarlı bir insan, derin düşünen bir insandan çok hoşlanır bir kadın. Onun tutkuya olan derinliğini, aklını gördüğünde Allah onda özel bir güç meydana getirir ruhunda, o kadın o zaman onu çok sever ve çok etkilenir onda, ruhunda tarif edemediği bir zevk meydana gelir. Altıncı bir his meydana gelir. Ama romantizmde karşılıklı tiyatro sanatçısı gibi, karşılıklı aldatmaca vardır ve çok çok küçük düşürücü olur tabi.

ADNAN OKTAR’IN KAÇKAR TV’DEKİ CANLI RÖPORTAJI
(8 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR: ...romantiklikte dengeli davranamazsın ki, ya ağlar, ya intihar eğilimi olur, ya kendine azap verir, mutlu olmaz.
MUHABİR: Dengeli olunamaz mı romantik olup hocam?
ADNAN OKTAR: Genelinde öyle olur, yani hüzün getirir ve tavırlarında bozukluk olur. Akılcılık en güzelidir, akılcılıkta heybet, derinlik ve ihtişam olur. İnsanın ruhunu derinden etkileyen bir güzellik ortaya çıkar. Romantiklikte akıl çıkmaz, yapmacıklık çıkar yani film stüdyosu gibi olur ortalık. Yerli filmlerde gördüğümüz bazı sahneler gibi olur, hem biraz komik olur, hem de gerçekçi olmaz. Gerçekçi olmak çok güzeldir, akıllı olmak, derinlik, tutku, Allah aşkı, Allah’ın tecellisi olarak insanları görmek, Allah için sevmek ruhta derin etki meydana getirir. İnsanın o zaman altıncı hissi devreye girer, insanda bir tutku hissi vardır, derin sevgi hissi vardır, o zaman Allah mesela kadınlara karşı insanın ruhundaki o derin sevgiyi ortaya çıkartır. Romantizm yerine Allah’ın verdiği o altıncı hissin, o derin ve büyük hissin ortaya çıkması çok önemlidir. Romantizm aklı örten, mantığı örten, yapmacıklıkla, biraz da işte oradan buradan gördükleriyle insanın yaptığı komik uygulamalardan.

ALLAH SEVGİSİ NASIL OLMALIDIR?

ADNAN OKTAR: Bir kere sürekli deli aşık olmak lazım gece gündüz, uyurken de, uykusunda bile deli aşık olarak yatmak lazım. O zaman uykusunda bile Allah aşkıyla yanar tutuşur böyle. O bize müthiş bir enerji ve canlılık verecektir. Bundan hiç ayrılmamak lazım, o ruhla yaşamak lazım. Allah’a derin bir teslimiyetin üstünde durmak lazım, Allah korkusunun çok üstünde durmak lazım. Onun dışında da Kuran’a tam tabiyet vardır yani tam teslim olma vardır. Bunun dışında da Müslümanın öyle tedirgin olacağı, rahatsız olacağı bir şey yoktur, tevekkül edip Allah’a teslim olmak lazım. 


ADNAN OKTAR: İnsanların büyük bir bölümü ruhlarındaki sevgiyi öldürmüş durumdalar. Bir kere ölüyü, yani ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri lazım; o sevgiyi açmaları lazım. Ama asıl konu, Allah aşkının insanı kaplamasıdır, Allah korkusunun insanı kaplamasıdır. Allah aşkına kavuşan insan dünyanın bütün güzelliklerine de kavuşur, ahiretin de bütün güzelliklerine kavuşur. Allah’ın rızasını kazandıktan sonra insan artık aklı Allah’ın aklına bağlanmış oluyor. Artık Allah yönetir o insanı, yani şeytanın kontrolünden çıkar o insan. Kalbini ve gönlünü tam Allah’a teslim eden, artık Allah’ın yönetimine tam geçmiş demektir. Böyle bir insan sürekli derinliği, mutluluğu ve güzelliği yaşar.


http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/15096/ALLAH_SEVGISI_NASIL_OLMALIDIR?

BURÇLARA GÖRE EVLİLİK KARARI VERİLMEZ

 ADNAN OKTAR: Balıkla kova uyumludur ve evlenirseler iyi olur diyen, düşünen arkadaşlar var diyorsunuz. Bu arkadaşlara benim tavsiyem şu, gitsinler adli kayıtlara baksınlar, mahkemedeki boşanma dosyalarına, hapishanedeki cinayetten yatanlara ağır yaralamadan yatanlara baksınlar, birçoğunun balık ve kovaya mensup olduğunu göreceklerdir
MUHABİR:  Öyle mi hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUHABİR: Hocam bu arada ben de balık burcuyum da
ADNAN OKTAR: Hayır balık kötü bir şey değil, balık o anlamda demiyorum. Ben de kova burcu olarak biliniyorum. Yani o benim için inanılacak bir şey değil ama, yani safsata yönünü vurgulamak için söylüyorum.
MUHABİR: Anladım.
ADNAN OKTAR: Aslan burcundandır bilmem ne burcuyla uyumludur diye düşünürler ama gitsinler.
MUHABİR: Hocam korktum bir ara vallahi siz öyle deyince
ADNAN OKTAR: Hayır gitsinler mahkeme kayıtlarına baksınlar. Hiç te öyle olmadığını göreceklerdir. Uyum ancak akılla olur, derinlikle olur, Allah korkusuyla olur. Mesela bir kadının Allah’tan korktuğundan bir insan eminse, ben mesela eminim diyelim korktuğundan eminim. Allah’ı çok sevdiğinden eminim, Allah’a iman ettiğinden eminim. Benim için bir kere garanti oluşmuş oluyor yani o kadında benim için bir garanti oluşmuş oluyor. Benim bir kere içim rahatlar. Sonra ne ararım, mesela samimiyet ararım. E zaten bu özellikler varsa o insan samimidir. Samimidir. Samimi insan bir kere yalan söylemez. O zaman bak mükemmel bir insan ortaya çıkmaya başlıyor. Yani muazzam bir insan ortaya çıkmaya başlıyor. Bu vasıflara mensup olan bir insan zaten fizik olarak da güzeldir ayrıca. Yani Allah onu fizik olarak da güzelleştirir, çok hoş bir insan haline gelir. Yani üslubu güzel olur, sesi konuşması güzel olur, bakışları güzel olur teni güzel olur nefaseti tavrı her şeyiyle çok güzel olur. Eğer bunlar yoksa, yani Allah’tan korkmuyorsa, yani o çok çok tehlikelidir öyle bir kadın, yani her şeyi yapabilir. Kalleşlik yapabilir, kahpelik yapabilir, oyun oynayabilir. Yani tahmin tahayyül edemeyeceğiniz, yani insan orada canına güvenmez. Yani canının savunmasının içerisindedir. Yani can kaygusu içerisindedir. Yani canını nasıl koruyacağını düşünür. Onun için orada bir mutluluk bir şey olmaz. Bu tip evliliklere dikkat ederseniz, sabahtan akşama kadar boşanma tehditleri havalarda uçuşur. Daha yeni evli olurlar, daha üçüncü günü boşanma konusu gündeme gelir. Kapıyı vurur dışarıya çıkar, babasının evine gider, bir rezalet çıkar. Sonra o gider babasının evinden onu alır getirir geri gelirler. Yani her iki günde bir küsme, her iki günde bir olay ve kavga, birbirlerine olumsuz laflar söyleme, yani imalı böyle kinayeli laflar söyleme. Çok huzursuz bir hayat olur.


http://tr.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/14941/BURCLARA_GORE_EVLILIK_KARARI_VERILMEZ

GÜNÜMÜZ TOPLUMLARINDA KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ


ADNAN OKTAR: Yani bir gerçek çiçek vardır, mesela gerçek bir menekşe vardır, bir de plastik menekşe vardır, satılır, plastikten yapılmış. Şimdi sahtelerini insanlar kullanıyorlar bayağı bir yerde. Yani o menekşenin taklidini yapmaya çalışıyor, mesela aşkın taklidini yapmaya çalışıyor, aşık tarzında bir tiyatro sanatçısı gibi bir şeyler yapmaya çalışıyor, ama kastettiği insan bunu hemen anlıyor, yani niçin seviyorsun dediğinde arabası için, evi için ve tipi için diyor. E orada zaten aşk diye bir şey kalmadığı açık belli, çünkü adamın tipi gittiğinde, tipine bir şey olduğunda ondan nefret edeceği ve hemen kaçacağı belli. Parasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli, arabasının gitmesi durumunda da ondan kaçacağı belli. E o zaman bu oyuna ne gerek var, ama işte bazı zavallı insanları öyle kandırıyorlar, o da inanıyor hakkaten, bilinç altında insanlar, hani derler insan kendini beğenmezse çatlar ölür derler halk arasında öyle bir şey vardır. Yani o garibim şaşırıyor, kendisinin keşfedilmesine, gizli bir hazine olduğuna inanıyor, ama bir gün birisinin kendisini keşfedeceğini zannediyor. İşte o kurnaz olan kişi de onu hissediyor ve yakalıyor, onu zayıf damarından yakalıyor, onun olağanüstü olduğunu, yani şu ana kadar onu kimsenin görememesine şaşırdığını, ve bunun onun için çok önemli olduğunu, ilk defa onu kendinin keşfettiğini söylüyor, o da adeta hipnotize oluyor tabi o ne derse artık adeta bir seme oluyor yani o ne derse onu yapmaya başlıyor, her yönden onu kullanacak hale getiriyor. Bazen öyle kurnaz kadınlar oluyor, onu tam anlamıyla sarıyor böyle, hatta bazen ailesini de kullanırlar böyle şeylerde, organize olarak hareket ederler. O zavallı çocuğu tam anlamıyla böyle bir
SUNUCU: 
Esir alıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet esir alıyorlar, bazen de böyle o tarzda tam zıttı olan erkeklerde de oluyor. Mesela kadına, kıza söylüyor, kız zengin oluyor ama çocukçağız yani tip olarak ta çirkin oluyor. Çok vardır görülen, hatta geçenlerde de öyle, ünlü bir zenginin kızı var, kızcağız yaratılıştan hakkaten çirkin, Allah öyle yaratmış, ama bir kültürel yönü, bir kişiliği de yok dikkat çekecek. Ama tek yönü zenginliği, akıl almaz üsluplarla basına çıktı bu kişi, yani ondan çok etkilendiğini, ilk defa aşkı tattığını söyledi. Herkes bıyık altından gülüyordu, belli yalan olduğu. Ama işte kendince onu kandıracak ve bir süre sonra maddi varlığına ulaşacak şekilde bir plan yapmış anlaşılan, bunlar çok çirkindir, çok aşağılayıcı, bir insana yakışmaz. Ama mesela o kızın hakikaten çok güzel takva olsa, güzel ahlaklı olsa, tipi de vasat olsa, Allah o insana onu çok çok güzel gösterir, çünkü insana o zaman bir heybet gelir, yani hayret edilecek bir güç meydana gelir, yani vasat güzel olağanüstü güzele dönüşür o zaman. Çünkü akıl insanı güzelleştirir, tutku insanı güzelleştirir. İnsanın ruhundaki o derin güç ortaya çıkar, o derin güç çıkmadıktan sonra yani kasaptaki et gibi durur. Yani hiçbir şey olmaz, sığırı da kesiyorlar, hayvan koskoca dev bir sığır, çengele asıyorlar, duruyor, aynı et olur, hiçbir farkı olmaz. İnsan aklıyla, takvasıyla, Allah’a olan sevgisiyle insani derinlikleri geliştirebilir ve Allah’ın kendinde gizlediği o büyük gücü ortaya çıkarabilir. Ve bu mucize olarak ortaya çıkar, ben buna işte bir nevi 6. his diyorum. Çünkü bunu yaşamayanın bileceği bir şey değildir, insanlar birbirlerini severken samimi olmaya ve gerçek aklı aramaya, doğal insanı aramaya yönelmeleri gerekir.

ADNAN OKTAR: ....Eğer mümin Allah rızasını taşımıyorsa, Allah’ın rızasıyla yaklaşmıyorsa kalbinde sevgi olmaz. Mesela evlenecek insanlar oluyor. Kız diyor ki çok muazzam bir şeyle karşılaştım, olayla karşılaştığını söylüyor. İlk defa hayatında aşık olduğunu böyle bir insanı hiç görmediğini adeta hipnotize olduğunu, hayatının insanını bulduğunu iddia ediyor. O zavallı da ona, tabi insanlarda beğenilme arzusu olduğu için yani gururunu tatmin edecek bir duygu olduğu için ona safça inanıyor. Yani sebebini araştırmıyor, bu insan beni neden sevdi demiyor. Arabası olmasaydı acaba onu sever miydi, evi olmasaydı acaba sever miydi, maaşı o kadar yüksek olmasaydı o kadar sever miydi bunu düşünmüyor yüzünde böyle mahsun bir heyecanla yani kendisini keşfetmiş birisiyle karşılaşmış olmanın heyecanıyla ona inanıyor. Yani keşfedilmesine şaşıyor. Yani daha önce nasıl başkası onu keşfedememişte ilk defa o onu keşfetmiş gibisinden şaşıyor. Hâlbuki kadın onun akılsızlığından dolayı ayrıca ona bilinçaltında özel bir nefret de geliştiriyor. Yani onun akıl edememesine. Çünkü onu bir av gibi görüyor. Yani bir, ağına düşen bir av gibi. Av gibi görüyor yani küçük bir sinek gibi görüyor. O da küçük bir sinek gibi orda debeleniyor. O, onu yavaş yavaş ağıyla sarıyor işte ondan çok etkilendiğini, olağanüstü olduğunu, böyle birisinin dünyada olamayacağını falan o garibimde ona saf saf hepsine inanıyor. Ki bu karşılıklı bir azaptır yani onu malıyla etkilendiğini bildiği halde bilinçaltında, yani imkânlarıyla olduğunu bildiği halde ve bunun gitmesi durumunda ondan nefret edeceğini bildiği halde kendini kandırıyor ama bilinçaltında ona karşı tabi bir nefret oluşur. Kadın da ondan otomatik olarak tiksinir ve çok itici bulur. Ama iradesini kullanıyor kadınlar böyle olaylarda, tiksinmesine rağmen oradaki çıkarı daha güçlü olduğu için çünkü para gelecek, araba gelecek, giyecek gelecek onları daha cazip bulduğu için, onlardan alacağı zevki, gücü ondan duyduğu tiksintinin gücüyle karşılaştırdığında daha şiddetli olduğu için karşı taraftaki güç, ona tahammül etmiş oluyor. Tahammül ederken de ona sezdirmemeye çalışıyor tabi o kişi. Tahammül ederken ki çeşitli yöntemleri oluyor onun. Karşılıklı şirin görünme yöntemleri oluyor mesela o, ona çok güzel bir yemek yaptığını ve onu beklediğini söylüyor o da ona işte çok şahane bir yüzük buldum diyor. Mesela böyle bir sarılıp etraflarında bir dönüyorlar şöyle bir filmlerde gördükleri gibi falan. Ömür boyu poz yapmak, ömür boyu taklit etmek yani o kadar acıdır ki bir insan için. Yani bir kadının hoşlanmadığı halde seviyor görünümüyle yaşaması çıkar için bir erkeğinde sevilmediği bildiği halde, seviliyor görüntüsüne kanıp buna inanmadığı halde güya kanarak yaşaması ve karşılıklı sevgi görüntüleri yapmaları ve bunu bir aktör gibi bir aktris gibi uygulamaları dünyanın en büyük azaplarındandır ve Allah’ın insanlara verdiği en büyük belalardadır. Halbuki gerçek sevgi de insan ne mal arar, ne mülk arar, ne şunu arar, ne bunu arar. Eğer Allah’ın tecellisini onda görüyorsa, Allah’ın aklını onda görüyorsa o insandan kadın hipnotize olur, o erkekten. Allah öyle bir güç vermiştir mesela Hz. Musa’dan olağanüstü etkilenmiştir Firavun’un hanımı o adamdan ayrılıp Hz. Musa’yla evlenip çölde kırk yıl onunla beraber gezmiştir. Hz. Musa’nın malı yoktu. Yani ona sadece çile ve zorluk sundu. Ama Hz. Musa’da Allah’ın tecellisini gördü o ve o yüzden ona karşı o kadar muhabbet duydu. İşte buna tutku denir. Mesela Peygamber efendimizle, kölesi olan kişinin hanımı da boşanıp Peygamber efendimizle evlenmiştir. Çünkü onda Allah’ın nurunu, Allah’ın güzelliğini, Allah’ın tecellisini görmüştür. Ve çok çok fazlasını görmüştür. Yani kendi eşiyle kıyasladığında onda çok çok fazla bir tecelli, çok yoğun bir tecelli görmüştür. Allah’ta diyor ki ayette sen diyor insanlardan utanıp bunu kalbinde saklıyordun ama Allah bunu biliyordu diyor. Ve Allah’ın emri artık yerine gelmiştir diyor. Allah, o kölesinden o hanımın boşanmasını sağlamıştır Kuran ayetiyle ve Peygamber efendimizle evlenmiştir. Peygamberimiz bunu kabul etmemiştir. Eşine söylemiştir “sen boşanma devam et” demiştir. Yani evliliğiniz devam etsin demiştir. Ama Allah vahiyle bildirince olay ortaya çıkmıştır ve Allah’ın emri yerine getirilmiştir. Yani bu da bir tutkudur işte yani tutkunun gereği Allah’ın tecellisine duyulan tutkunun bir gereği olarak bunu yapmıştır kadın orda bu güzelliği. Bunun bir çok örneğini tarihte biz gördük. Yani diğer Peygamberlerde de vardır bu. Bizim Peygamberimizde de vardır. Allah rızası için sevmek bambaşka bir şeydir. Çok derin bir zevktir. Bunda insanın içinde özel bir güç vardır. Yani altıncı bir his gibi bir his. Yani ne görmeye benzer, ne duymaya benzer, ne işitmeye benzer yani tarif edilemeyecek şiddette derin bir zevk. Derin bir güç. Buna biz tutku diyoruz. İnsanlar tutkunun ve aşkın taklidini yapıyor sokakta. Ben duyuyorum mesela televizyonlarda. Âşık olduğunu söylüyor. Yani neye göre âşık olduğunu sorduğumda, mesela işi olmasa, parası olmasa devam eder mi? Diyorum yok boşanacağını söylüyor. E demek ki aşkla alakası yok.

MÜMİNİN DÜNYA HAYATINDA YAŞADIĞI ZORLUKLAR, ALLAH AŞKINI İFADE ETME İMKANIDIR

 ADNAN OKTAR: Allah yolunda mücadele eden, peygamberlerin geçtiği yollardan geçer. Her mümin peygamberlerin geçtiği safhalardan geçerler. Hz. Yusuf hapse girdiyse mümin de girer, Hz. Musa gözetlenip takip edildiyse gizlendiyse, mümin de gizlenir, takip edilir. Eyüp’e dertler ve belalar geldi ve ona sabrettiyse, mümine de dertler ve belalar gelir. Hz. İbrahim’i putlara karşı geldiği için yakmaya kalkanlar Allah yolunda mücadele edeni de yakmaya kalkabilirler. Bu, müminin Allah’a olan sevgisinin ifadesinde çok önemli bir imkandır. Aşığın ifadesidir bu yani Allah’a karşı sevgi ifadesidir. Çile olacak ki, zorluk olacak ki, Allah sevgisi vurgulansın. Yoksa oturduğu yerde, keyif içerisinde Allah sevgisi vurgulanmaz. Onun için böyle şeyleri müminler Allah’tan bir rahmet olarak görürler. Yağmur gibi müminlere takvasına göre, derinliğine göre, Allah’a yakınlığına göre, bela yağar. Onlar belayı rahmet olarak, nimet olarak görürler. Onların nurunu artırır, şevkini artırır, heyecanını artırır, onlara sağlık sıhhat verir belalar, çile mümini güzelleştirir. Hz. Yusuf dünya güzeli olmuştu çileyle, Allah çileyi vesile etti ona, dünya güzeli olmuştu. Kadınların, bakanların nefesi kesilmişti. Çile insanları yıpratır diye bilinir halbuki Allah yolunda çekilen çileler insana sağlık sıhhat verir, belayı def eder. Daha neşeli, daha sıhhatli, daha güzel, daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Refah ve ferahlık insana hastalıklar verir, belalar verir, çirkinleştirir, kötü yapar. Allah yolunda mücadele etmemek, Allah’ın gösterttiği yollarda yürümemek, çileden kaçınmaksa daima belayı celb etmiştir. Öyle insanlar da hep böyle çöker, perişan olur, hastalıklarla boğuşur, belalarla boğuşur. Allah rahatlık, huzurluk vermez öyle insana, yani kalplerinde, içlerinde sürekli bir azap ve sıkıntı olur. Müminin sıkıntılı ortama girmesi, onun cennetidir. Mesela mümin hapishaneye girdiğinde cennete girmiş gibi olur. Çünkü Allah yolunda onu yaptığı için her günü kat kat sevaba vesile olur. Mesela dışarıda bir sevap alıyorsa, cezaevinde milyon sevap alır bir gün için. Onun için çok makbuldür, müminler öyle şeyi ararlar belayı ararlar yani İnşaAllah

SAMİMİ MÜMİNLER 'ALLAH BENİ CEHENNEME DE KOYSA CENNETE DE KOYSA RAZIYIM' DERLER


ADNAN OKTAR'IN KAÇKAR TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (29 Ocak 2009)
ADNAN OKTAR: Biz Allah’ın vereceği her şeye razıyız. Her türlü sonuca razıyız, mümin her şeye razı olarak Allah’a teslim oluyor. Yani hatta mümin Allah beni cehenneme de koysa razıyım diyor, cennete de koysa razıyım diyor. Ama cenneti istiyorum diyor. Mümin Allah esirgesin, cehenneme dahi gitse Allah aşkıyla orada yanar, ama gitmez. Yani anlaması için söylüyorum Allah aşkıyla yanan zaten cehenneme gitmez.
ADNAN OKTAR'IN EKİN TV'DEKİ CANLI RÖPORTAJI (2 Mart 2009)
ADNAN OKTAR: Allah’ın razı olması, sadece Allah’ın razı olması. Allah beni cehenneme de koysa ben deli aşık olarak gezerim. Aşkla severim Allah’ı, ne yaparsa yapsın aşkla severim.